Çocukken hemen her şey ilgimizi çeker. Bir nesnenin nasıl çalıştığını, gökyüzünün neden mavi olduğunu ya da bir bitkinin neden büyüdüğünü merak ederiz. Cevabı bilmediğimiz için utanmayız. Aksine, bilmemek yeni bir şey keşfetmenin ilk adımı gibi gelir. Zamanla bu alışkanlık değişmeye başlar. Yetişkinlikte çoğu zaman doğru cevabı bilmek daha değerli görünür. Soru sormak yerine cevap vermeye odaklanırız. Bilmediğimizi göstermekten kaçınır, merak ettiğimiz konuları erteleyebiliriz. Oysa gelişim çoğu zaman doğru cevaplarla değil, doğru sorularla başlar. Merak, zihni hareket ettiren doğal bir güçtür. Yeni bağlantılar kurmayı, farklı bakış açıları geliştirmeyi ve alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkmayı sağlar. Bu yüzden aynı bilgi, onu gerçekten merak eden biri için çok daha anlamlı hale gelebilir. Merakın ilginç yanı, sadece yeni şeyler öğrenmeyi sağlamamasıdır. Aynı zamanda bildiğin şeylere farklı gözle bakmanı da sağlar. Bir kitabı ikinci kez okuduğunda farklı ayrıntılar fark edebilmen, yıllardır yaptığın bir işi yeni bir yöntemle denemek istemen ya da günlük hayatta sıradan görünen bir durumu yeniden sorgulamanın temelinde çoğu zaman merak vardır. Bu yüzden gelişim her zaman daha fazla bilgi toplamak anlamına gelmez. Bazen sadece daha iyi sorular sormaya başlamaktır. Merak canlı kaldığında öğrenme de canlı kalır. Çünkü zihin yeni bağlantılar kurmaya, yeni olasılıkları keşfetmeye ve kendini geliştirmeye devam eder. Witmina'yı kullananların fark ettiği şeylerden biri de tam olarak bu olur. Kendi düşünme biçimlerini daha iyi tanıdıkça, hangi konuların doğal olarak ilgilerini çektiğini ve meraklarını harekete geçirdiğini daha net görmeye başlarlar. Ve bazen en büyük gelişim, yeni bir cevap bulduğunda değil... Yeni bir soru sormaya başladığında gerçekleşir.